Bir Doğu Yolculuğu - Kars

12 dk okuma süresi

Sınavlar bitmişti. Bir yolculuk gerekliydi. Sadece bir yolculuk. Tamamen yolda olma isteği ile. Doğaldır ki bir yerden bir yere olacaktı. Bu yazı Trabzon - Ankara - Kars - Trabzon yolculuğu ardından kaleme(!) alınmıştır.

Neden yolculuk istediğimi direk söyleyemem belki. Fakat bir gerçek var ki yolda olmak, bir anlığına durgunluktan uzaklaşmak ve sadeliğe adım atmak gibi bir şey. Trabzon’dan Ankara’ya uçarak başladım.

Ankara uçağı

Ankara’ya ne zaman gelsem aklıma hep o soru geliyor. Ben Ankara’da yaşamak ister miyim. Bu sefer de cevabını veremedim. Havalimanından otobüsle garın yakınlarına geldim. Burada ayrıca Ankaragücü’nün stadını da görmüş oldum. Bugün maçları da varmış. Uzun süredir maç izlememişimdir. Fakat bazı insanlar var ki hayatlarını futbola göre düzenleyip o şekilde bir yaşam sergiliyorlar.

Ankaragücü maçı

Bir şeyleri severek yaşamalı insan. İlla ki sevdiği olmalı ve yaşamalı. Belki de yaşadığı için sevmeli, bilemiyorum. Ankara’da ilk işim gara girip biletimi çıkarmak oldu.

Ankara Gar 1 Ankara Gar 2

Ardından Anıtkabir’e doğru yol aldım. Buranın hemen arkasında. Fakat biraz botumsu bir ayakkabı giydiğim için yürüdüğüm her mesafe benim için aslında uzundu. Yaklaşık bir ay önce yine buradaydım. Ziyaret defterine bir şeyler yazmıştım. Yazdıklarımı düşündüm ve üzüldüm. Gerçekleştirememiş veya onlara yaklaşamamış olmamdan dolayı.

Anıtkabir 1

Buradan çıkıp bir iki müze daha gezme kararı aldım. Buraya yakın neler var baktım. Etnografya Müzesi’ne gitmeye karar verdim. O da garın üst taraflarındaydı. Oraya doğru yürümeye başladım. Ayakkabı yavaş yavaş problem çıkarmaya başladı. Müzeye hiç uğramamıştım ve içimde bir aşkla müzeye geldim. İlk olarak Resim ve Heykel Müzesi’ni gezdim.

Resim ve Heykel Müzesi 1 Resim ve Heykel Müzesi 2

Hem anadoluyu hissettiren hem de çağdaş diye adlandırılabilecek çok anlamlı tablolar vardı. İfade etmek istediği duyguyu ve fikri anlamak veya anlamaya çalışmak oldukça zevkliydi fakat benim için zordu. Anlamlı bir şeyler üreten insanlar ve onlardan anlamlı bir şeyler çıkarmaya çalışan tüketiciler. Bu döngü hep böyle mi devam edecekti acaba. Hep birileri, daha fazla üreten tarafta mı olacaktı. Belki de böyle değerliydi üretilenler. Bir değer üretiliyordu.

Etnografya Müzesi 1

Buradan çıkıp hemen yanındaki Etnografya Müzesi’ne doğru yürüdüm. Resim ve Heykel Müzesi’nde herhangi bir ücret yoktu fakat burada 10 lira gibi bir ücret ödeyerek içeri girdim. Acelem olmadığı için ve gerçekten anlamak için okuya okuya devam ettim. Geçmişte kullanılan araç gereçleri incelemeye çalıştım. Üretim malzemelerine daha dikkatli bir şekilde baktım. Bir ihtiyaçtan ortaya çıkan çözümü anlamaya çalıştım. Sanıyorum ben okuya okuya giderken yanımdan epeyce insan geçti. Sadece fotoğraf çekip yürüdüler. Evet ben de tüm yazıları okumadım belki fakat dikkatimi çekenleri okuyarak bilgi sahibi olmaya çalıştım.

Etnografya Müzesi 2 Etnografya Müzesi 3

Tren saatim yaklaşmıştı. Gara yürüyerek gitmeyi planlıyordum fakat ayaklarım çok fenaydı. Önce biraz dinlendim fakat yürüyecek durumda olmadığımı gördüm ve Ankara’nın minibüsüyle tanıştım. Bir kaç yüz metreye 2.75 lira vererek tanışıklığı bitirmem oldukça hızlı oldu. Hala vaktim vardı. Bende garın karşısında yer alan parka bir girip bakmak istedim. Parka girer girmez arka sağ tarafımdan bir amca bana seslendi. Yani ben bana seslendiğini tahmin ettim. Yanına doğru gittim. Bir satıcıydı ve yanında da eşi(tahminim öyle) vardı. Elindeki kolonya tarzı kokulu sıvıyı elime yüzüme sürdü. Dayı satmayacağını ima ederek sürüyordu ki hemen almam yönünda ısrarlara başladı. 8 liraymış da ben ne verirsem ona verecekmiş. Bir şeylere hayır demek benim için biraz zor istemiyor olmama rağmen. Dayı dedim 1 lira vereyim zaten minibüslerinizde çok pahalıymış param kalmadı. 1 liranın az olduğunu diretti ve 2 lira vererek kurtuldum. Yeter ulan Ankara dolandırma beni diye geçmedi değil içimden. Dayı buralı olmadığımı iyi fark etmişti. Yani o adamın bunu fark etmeme olasığı yok zaten de. Parka giriş yaptım ve bir ses daha duydum. Dedim yeter kazıklanmak istemiyorum. Yoluma devam ettim. Fakat ses devam etti. Ardından beni tanımlayan kelimeleri duyunca bir baktım Gürkan. Bize feyiz katan sevgili bir abimiz. Oturduk sohbet ettik onla ve sevdiceğiyle. Sonra ben parkı incelemeye koyuldum.

Park

Az zaman kaldığını fark ettim ve gara gittim. Normalde Ankara’dan Kars’a tren ile seyahat edecek iken çalışma olmasından dolayı Kayseri’ye kadar otobüs ile gidecektik. Bu haberi aldığım zaman üzülmüştüm fakat yolculuğu iptal etmek de istememiştim. İkinci gelen otobüse atladım ve Kayseri’ye doğru yola çıktık. Kayseri’ye trenin kalkış saatinden önce geldiğimiz için bir kaç saat beklemek zorundaydık. Ve doğal olarak bir kaç saat bekledik.

Evet tren bir kaç 10 dakika önce hazır duruma gelmişti. Trene atladım. Bu anı bekliyordum. Ön vagonlar bildiğimiz tren koltukları fakat arka iki vagon onlardan ayrılıyor. Ben son vagonda yolculuğumu gerçekleştirecektim. Son vagonda iki kişilik yataklı odacıklar bulunuyordu. Ondan bir öncekisinde ise 4 kişilik yataklı odacıklar. Tek kişilik bilet aldığım için odacığı sadece bana tahsis etmişti TCDD. İki kişilik yerde tek başımaydım. Bunun için 20 lira gibi bir ücret farkı da alıyor. Bir de öğrenci indiriminden yararlandım tabii. Günün ilk saatlerinde başlayan yolculuk saat 19 gibi Kars’da son bulacaktı.

Doğu Ekspresi 1

Yanımda iki kitap, bir aksiyon kamerası, bir fotoğraf makinası vardı. Bir şeyler çeker daha sonra bunları kolaj yaparım diye düşündüm. Fakat bu kolajı ne zaman yapacağıma emin değildim. Yolculuk boyunca kitap da okudum müzik de dinledim ve tabii ki uyudum da. Mesele bunlar değil ama bence. Mesele sabit bir hızla bir yerlere giden sen, ve sabit olmayan düşünceler. Düşünmeye çalıştım. Uygulamaya geçmek istediğim her şey hakkında düşündüm. Düşünce yolcuğu istemiştim aslında. Sabit bir yerde aynı mekanlarda düşündüğüm şeyler burada düşündüklerim gibi değildi. Fakat şunu da biliyordum düşünmek yetmiyordu. İstemek gerekiyordu. İstemek sadece istemek değil alma eğiliminde bulunmaktı.

Doğu Ekspresi 2

Her durakta duran bir tren ve içinde duran bir çok insan. Evet herkes fiziksel olarak duruyordu fakat aynı zamanda yaşıyorlardı da. Yandaki arkadaşların(tanımıyordum) ara ara başladıkları parçaya içimden eşlik ediyordum ben de. Aslında hiç bir yerde durmayan insan neden yaşadığı yerde tıkılıp duruyordu. Neden ev alıyordu. Bir şeylerin garantisi için elbette. Düşünüyorum da, ev almaya önceden de soğuktum fakat bu yolculuk dondurdu diyebilirim. Ben yolda olmalıydım. Bazı akşamlar içimden geçmiyor değil. Çık bisikletle git uzaklara, git gidebildiğin kadar, yorulana kadar. İnsanın en önemli mekanizmalarından birisi de karar vermek heralde. Karar verebildiği kadar güçlü. Güçlü olmak önemli veya önemsiz, asıl nokta karar vermenin önemli olması. Yol belki de buna yardımcı olacaktı.

Doğu Ekspresi 3

Selam vermek önemli. Bir iletişimin bir bağın sembolü. Farklı şekillerde de verilebilir tabii. Önemli olan bağı yeniden başlatmak ve taze tutmaya çalışmak. Bu benim ilk yataklı tren yolculuğum fakat biliyorum ki bu selam sürekli devam edecek. Bir şekilde zaman bulduğumda devam edeceğim selam vermeye, yolda olmaya. Bir sonraki yolculuğumda gereksinimim olsa dahi interneti kullanmak istemiyorum. Telefon almak dahi istemiyorum fakat öyle bir yolculuk oldukça zor olur gibi.

Doğu Ekspresi 4 Doğu Ekspresi 5

Tren yolculuğum bitti. Kars’a hoşgeldim. Doğrudan öğretmenevine yürüdüm. İki kişilik bir odada tanımadığım birisiyle kalacak olduğum odayı 37,5 liraya tuttum. Sadece bir gece burada kalacak ve yoluma devam edecektim. Odaya girdiğimde adam televizyon izliyordu. Ben de yatağımda oturdum. Tahmin ediyorum ki tek başına geceleyeceğini düşünüyordu. Biraz zaman geçtikten sonra hava almaya çıktı. Ben de çektiğim fotoğrafları gözden geçirdim. Gereksiz olduğunu düşündüklerimi sildim. Kitap okumaya başladım. Bir süre sonra geldi ve televizyonu açtı ben de okumaya devam ettim. Ardından telefonla bir süre ilgilendim. Sonra da uyumak için hepsini kenara bıraktım ve yatağın içine girdim. Adam da sağ olsun söyledğim 3 kelimeye bir kelime cevap vermemişti fakat o da uyuduğumu fark edecek oldu ki televizyonu kapattı. Kapatmasaydı ben büyük ihtimal böyle bir istek de bulunmazdım. Sabah kahvaltımı yaptım ve çıktım.

Kars 1 Kars 2

Buradan Ani’ye gidecektim. Harabeleri görmek istiyordum. Ani yaklaşık 45 km. Ve minibüs bulmam da oldukça zormuş. Aklıma otostop çekmek geldi. Önce Ani yoluna kadar yürüyecektim ve hedefime gittiği kesin olmayan araçları rotadan çıkaracaktım. Normalde Ani’yi ziyarete gelenler ya araba kiralıyor ya da taksiyle gidiyor. Elimdeki para oldukça azdı. Onu dönüşte kullanmak istiyordum. Fakat yinede taksiciyle pazarlık yaptım. 120 liraya getirip götürebileceğini söyledi. Ne tesadüftür ki elimdeki liralara eşit bir miktar telaffuz etmişti. Ben absürt bir rakam söyledim ve doğal olarak olumsuz dönüş aldım. Aslında taksici iyi fiyata götürüyordu. Toplamda 90 kilometre ve 120 lira. Hiç bir şey değil. Fakat bu paraları dönüş otobüsüne ayırdım ve otostop çekeceğim yere doğru yürümeye başladım.

Ayakkabı tercihimi buralar fenadır şeklinde yapmıştım fakat güllük gülistanlıktı Kars. Yine acıyla yürüdüm. Ve istediğim yere gelmiştim. Yolun başında bir taksi vardı. Ani yolu olduğu için gelecek birilerini bekliyordu. Ben az ilerisinde otostop çekmeye başladım. Burada bir dayıyla karşılaştım. O da yolun kenarında köyüne gidecek taşıtı bekliyordu. Durumumu ona da anlattım ve genel konulardan muhabbet ettik. Ardından bir motora otostop çektik. Aslında dayı benden daha çok istekliydi. Motoru durdurdu ve beni alması için adamı ikna etmeye başladı. Dayı biraz daha buradaydı ben atladım motorun arkasına.

Kars 3

45 km’lik yolculuk başlamıştı. Abi oraya kadar gitmeyecekmiş fakat beni 10 veya 15 km kala bırakacaktı ben de oradan tekrar otostop çekecektim. Yol boyunca Kars’tan, insanların çalışma isteklerinden, onun müzisyenliğinden sohbetler ettik. Köyden şehire olan göçün ortaya çıkardığı durumları konuştuk, tartıştık. Ona da bahsettim. Otostop sadece ücretsiz bir yolculuk değildi. Otostop yolculuğa ortak olmaktı. Benim için önemli bir anlamı vardır. Ben buraya gelmeden, paramın yeterli olamayacağını bilmediğim zamanda da Ani’ye otostop ile giderim diye düşünüyordum. Yolculuk buydu. Yola ortak olmak yolculuğun önemli bir parçasıydı. Kendi köyüne girmedi ve beni Ani’ye kadar götürdü. Yaklaşık 30 km fazladan yol yapmış oldu. Ben araç bulabileceğimi söyledim fakat o buraya kadar gelmişsin yarı yolda bırakmak olmaz diye diretti. Yolda olmak hissi işte böyle bir his benim için. Samimi bir şeylerin, var olması.

Ani Yolu 1 Ani 1

Harabelere geldim. Bir giriş ücreti ile içeri girdim. Önceden bir hazırlık yapmamıştım. Girişteki yazıları okudum. Biraz feyizlendikten sonra tarihsel dokuyu incelemeye başladım. Bir çok devletin kültürünü barındıran bu harabelerde beni en çok üzen harabelerin üstüne isimlerini yazan insanlar. Kaç bin yıldır yaşayan bir yapı mevcut orada. Senin belki 40 yıl sürmeyecek hayatın veya aşkının orada ne işi var! Diyorsan ki benim aşkım ölümsüz git başka yerde ölümsüzleştir. Medeniyetlerin kültürünün üzerinde değil! Hem cami hem kiliseyi görmek mümkün. Oraya gelen belki de herkesin kafasında aynı soru vardı. Nasıl bu kadar dayanabiliyor. Nasıl bazı bölümler neredeyse hiç bozulmamış olabiliyor. Gerçekten hayran kalmamak elde değil. Burada da oldukça yoruldu ayaklarım. Engebeli arazi ve öğle güneşi yaktı biraz beni. Bir kaç saat içinde harabeleri incelememi tamamladım. İç kısımlardaki detaylar, süslemeler ve çizimler gerçekten şahaneydi. Oldukça sanatsal ve anlamsal.

Ani 1 Ani 2 Ani 3 Ani 4 Ani 5 Ani 6

Burayı da bitirmiştim. Ani, Ermenistan sınırında Ocaklı köyünün bitiminde yer alıyor. Dönüşte aslında taksi ile gidebilirdim. Fakat köyün dışına yürüyerek, otostop şansımı denemek istedim. Köyün dışında beklemeye koyuldum. Belki 10 araç geçti fakat kimse yanaşmadı. Sonra doblo tarzı bir araç yanaştı. 3 kişi Iğdır’a gidiyorlarmış ve yanlış yoldan sapmışlar. Bir kaç kilometre gidip yoldan ayrılacaklardı. Yol ayrımına kadar onlarla gittim.

Kars Yolu 1

Şimdi bir kaç kilometre ilerdeydim ve çevre de taksi filan da bulamazdım. Telefon zaten sıkıntılı, internet imkansız. Bu sefer köyün çıkışında beklediğim gibi beklemedim düştüm yola. Yürüdüm de yürüdüm. Yaklaşan araç olursa kaldırdım elimi fakat hep boş indirdim. Ayaklar fena olana kadar yürümekti planım. En kötü akşama doğru zaten varırım diye düşündüm. O yüzden beklemeyi kafamdan attım. Kimse durmuyordu ben de yürümeye devam ediyordum. Sıcaklık problem değildi fakat ayakkabılar hiç uygun değildi. Olsaydı altımda spor, oh mis. Yokuş indim yokuş çıktım derken yaklaşık 10 km yürüdüğümü düşünüyorum asfaltlı yolun sağ tarafından. Neden hava durumuna bakmamıştım ki. Ah spor ayakkabılar çok değerlisiniz şu an gözümde. Yine kaldırdım elimi bu sefer bir kaç metre önümde durdu araba. Onlarda Kars’a gidiyorlarmış, 3 kişi. Ani’ye akrabasını getirmiş, görmesini istemiş bu yapıtları. Motorla otostop yaptığım yere kadar geldim ve orada indim. Bu indiğim yer aslında şehirler arası yol kavşağı. Ve Ardahan tarafına doğru bir kaç kilometre ilerde de otogar var. Uzaktan baktığımda daha yakın geliyordu otogar fakat yürü yürü bitmiyor gibi geldi bana. Otogara vardığımda içimde değişik bir mutluluk vardı. Trabzon’a sabah otobüs varmış o yüzden saat 17 Erzurum otobüsüne atladım. Erzurum’dan Trabzon’a daha rahat bilet bulabilirdim. İnternetten bilet bakındım. Saat 21 otobüsü vardı. Ona yetişirim diye düşündüm. 20 dk’lık yol kalmıştı ki otobüs mola verdi. Benim bütüm hevesim kaçmıştı. 21 otobüsünü kaçırmıştım ve otogardan 23 otobüsüne bilet aldım. Şimdi çanlar beklemek için çalıyordu. Biraz kitap okudum, müzik dinledim, insanları izledim ve saatinde gelmeyen otobüse bindim. Sabah 4’e doğru Trabzon’a geldim. Eve yakın bir yerde indim. Ve bir kaç saat uyudum.

Yolculuk bitmişti. Yolda olma hissiyati çok farklı gelmişti bana. Yaşamak zaten yolda olmaktı fakat bunu her zaman hissetmek mümkün olmuyor nedense. Tren yolculuğu bir harikaydı herkese tavsiye ediyorum. Yaşayan herkese. Yolda olmak isteyen herkese. İsteyen herkese :)

Yol

Yazıdaki fotoğraflar Sony a6000 ile çekilmiş olup compressor.io’dan sıkıştırılıp %15’e ölçeklenerek eklenmiştir. Son fotoğraf %25 ölçeklenmiştir. Yazıyı okuyanların megabaytçıkları önemlidir :) Fotoğrafların orijinal hali için link

Yazmayı hala istediğim gibi gerçekleştiremiyorum. Belki aktaramamış olabilirim ana fikri. Yola çıkın. Yol her zaman açık. Her zaman!

comments powered by Disqus